Sepetim (0) Toplam: 0,00TL
%35
Osmanlı Mutfak İmparatorluğu %35 indirimli

Osmanlı Mutfak İmparatorluğu

Liste Fiyatı : 36,00TL
İndirimli Fiyat : 23,40TL
Kazancınız : 12,60TL
Taksitli fiyat : 6 x 4,21TL
Osmanlı Mutfak İmparatorluğu
Osmanlı Mutfak İmparatorluğu
Kitap Yayınevi
23.40
Priscilla Mary Işın
Yayına Hazırlayan: Füsun Kiper
285 sayfa,  39.-TL
Kasım 2014
İnsan ve Toplum  Dizisi 
ISBN : 978-605-105-136-9
 
Bir toplumun mutfağı, tarihinin her yönünü yansıtır. Çünkü toplumun kültürü, inançları, ekonomisi ve siyaseti mutfağında izler bırakır. Başka toplumlarla yaptığı temas ve alışverişler de mutfak kültürünü etkiler. Türkler Orta Asya’dan batıya ilerlerken ilişki içinde oldukları halkların yemek kültürlerinden etkilendi ve onların yemek kültürlerini de etkiledi. Bu karşılıklı etkileşim Anadolu’ya yerleştikten sonra Selçuklu ve Beylikler dönemleriyle Osmanlı Devleti zamanında da devam etti. Osmanlı mutfağının olağanüstü çeşitliliğinin en önemli nedenlerden biri olan bu etkileşimin izleri Çin’den Amerika’ya, Rusya’dan Mısır’a kadar takip edilebilir.
Osmanlı mutfağının, olağanüstü zengin bir sentez olmasının ve yaratıcılığın önemli rol oynadığı bir mutfak olarak kendine özgü bir yapıya kavuşmasının birçok nedeni vardır. Bunların en önemlileri imparatorluğun çok kültürlü yapısı, çok farklı bitki türlerinin yetiştiği farklı iklimlere sahip geniş topraklarının bulunması, geniş ticaret ağı ve toplumun ileri gelenleri arasında gelişmiş damak tadına sahip, yeniliklere meraklı kişilerin bulunmasıdır. Avusturyalı Profesör Bert Fragner, Osmanlı mutfağın etkisi altındaki geniş bölgeyi “Osmanlı mutfak imparatorluğu” olarak tarif eder. Ona göre Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihe karışmasına rağmen, “Osmanlı mutfak imparatorluğu adını verebileceğimiz geniş bir bölge yaşamaya devam ediyor.” Fragner, Akdeniz mutfağını Akdeniz bölgesinin doğası ve ikliminden çok, önce Roma İmparatorluğuna sonra İspanyol ve Osmanlı devletlerine borçlu olduğumuzu söyler. Osmanlı-Türk mutfağı araştırmacısı Priscilla Mary Işın bu kitapta birbirinden ilginç konuları ele alıyor: Evliya Çelebi’nin Diliyle 17. yüzyıldan Yiyecek Manzaraları / Osmanlı’da Kadının Mutfaktaki Rolü / Mizaha Yansıyan Yemek Kültürü / Karagöz’de Yemek ve Mutfak / Osmanlı’da Meyvecilik / Kudret Helvası Gökten mi Yağıyor? / Havyar Hikâyesi / Osmanlı Mutfağında Av Etleri / Osmanlı Mutfağında Fıstık / Külünk Helvası / Şamama Kültürünün Tarihçesi / Kavatanın Peşinde / Yufka / Demir Tatlısı / Yemek Kültüründe Kalıplar. 
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
 
Ocak 2015
Sabah Gazetesi
 

Unutulan lezzet kavatayı keşif zamanı
Afrika patlıcanı olarak bilinen kavata, Osmanlı mutfağından bir mirastı. Birçok yemek yapılırdı. Ama artık adını anımsayana rastlamak bile zor. Dünya şimdi kavatayı yeniden keşfediliyor
1950'li yıllarda Ankara'daki evimizde 'kavata' denen bir sebze, mevsiminde soframızdan eksik olmazdı. Babam bunun vitaminler ve mineraller açısından çok zengin olduğunu söyler, salatasını yaptırırdı. Dışarıdan üzeri dilimli, kıpkırmızı, iri bir domatese benzerdi ama kestiğinizde içi dolmalık biberi andırırdı. Biber gibi bölümlerin araları zarla kaplıydı ve içinde bol tohum bulunurdu. Bu zar ve çekirdekler acıydı, çıkarılırdı. Etli kısım ise biberden daha kalın ve çok lezzetliydi. Babam Ankara'dan İstanbul'a atandıktan sonra kavata bulmakta zorlandık; bir süre sonra da mutfağımızdan silinip gitti. Kavata yerini tümüyle kırmızı çarliston bibere ve dolmalık bibere bırakmıştı. Daha ileriki yıllarda yeme içme ile ilgilenmeye başladığımda zaman zaman kavatanın izini bulmaya çalıştım. Bazı kaynaklarda kavatanın aslında Amerika'nın keşfinden sonra bu kıtadan Avrupa'ya gelen ve kırmızısından önce yeşili tüketilen domates olduğu yazılıydı. Ama bizim kavatamızın tadı da, dokusu da domatese benzemiyordu. Burada bir yanlışlık vardı ama neydi? Zaten kavatayı hatırlayan da kalmamıştı; işin içinden çıkamayıp kavatanın peşini bıraktım. Son yıllarda Gülbeşeker, Osmanlı Mutfak Sözlüğügibi önemli kaynak eserlere imzasını atan Priscilla Mary Işın benim gibi çabuk pes etmeyip bilim insanına yakışır titizlikle manavlardan, sofralardan yok olan bu ürünü araştırmaya koyulmuş ve geçtiğimiz günlerde Osmanlı Mutfak İmparatorluğu başlığıyla yayınlanan son kitabında onun sırrını çözmüş. Kitapta "Kavatanın peşinde" başlığı altında yer alan araştırmada, bundan 60 yıl önce kolayca bulunabilen ama aradan bir kuşak boyu zaman geçince tümüyle unutulan kavatanın adına Osmanlı kayıtlarında ilk kez 1692-1693 yılına ait saray mutfağı muhasebe defterinde rastlandığı yazılı. Deftere göre padişah, Herem-i Hümayun, şehzadeler ve hanım sultanlar için bir yılda 34 bin 200 adet kavata satın alınmıştı. 
 
DOMATESİN TÜRÜ MÜ? 
Bizim evde kavata çiğ ya da haşlanarak salata olarak yendiği için onunla yapılan yemekleri hiç tatma fırsatını bulamadım. Ancak Osmanlı'da kavatadan birçok yemek pişiyordu. Hatta ilk yazılı yemek kitabı olan 1844 tarihli Melceü't Tabbahin'de bile kavatalı iki tarif de yer almaktaydı. Üstelik bu tariflerde aynı yemekte malzeme olarak hem domates, hem de kavata kullanılmıştı. Dolayısıyla bu iki ürünün birbirinden farklı olması gerektiği apaçık ortadaydı. Mary Işın'ın bir detektif titizliğiyle hangi yollardan giderek kavatanın sırrını çözdüğünü burada anlatacak değilim. Sonuçta Işın, onun Latince adının Solanum Aethiopicum olduğunu ve dünyada Afrika Patlıcanı olarak da bilindiğini ortaya çıkarmış. Bununla da kalmamış, 17. yüzyılda İstanbul'da ilk kaydına rastlanmasından sonra, dünyadaki dağılışını, Anadolu'da nerelerde üretildiğini bile bulmuş. Bugün patlıcangillerden farklı türleriyle Afrika'da en yaygın sebzelerden biri olduğunu, İtalya'da yeniden yaygınlaşması için çalışıldığını, Avustralya'da ise yeni bir tarım ürünü olarak ilgi görmeye başladığını da saptamış. Mary Işın araştırmasını şöyle bitiriyor: "Osmanlı dönemi yemek kitapları ve başka kaynaklarda yer alan kavata yemekleri olan yahni, türlü, dolma, sarma, musakka, kavatalı şiş kebabı ve turşuya, Anadolu'nun yöresel mutfaklarında yapılan kavatalı yemekler eklenirse, Türkiye'de var olan zengin kavata kültürü gün ışığına çıkar. Böylece nefis lezzeti, etkileyici görünümü, tarihten gelen zengin yemek çeşidi ve biberden farklı olarak ağustos-aralık döneminde olgunlaşmasıyla kavata Osmanlı döneminde olduğu gibi, günümüz Türkiye mutfağında yeniden hak ettiği yere kavuşabilir..." Dilerim, öyle de olur ve soyu tükenen sayısız sebze ve meyve içinden, çok eskilerde değil, benim çocukluğumda sofralarımızı zenginleştiren kavatayı bizden sonraki kuşaklar da keyifle yiyebilme olanağı.
 
 
Fırat Yurtseven
Gurme Rehberi
5 Kasım 2014
 

Osmanlı Mutfak İmparatorluğu
 
40 yılı aşkın zamandır Türkiye’de yemek kültürü ve araştırmaları yapan İngiliz asıllı yazar ve araştırmacı Priscilla Mary Işın, yeni çalışması “Osmanlı Mutfak İmparatorluğu” ile Osmanlı yemek kültürünü kaleme almış.
“Bir toplumun mutfağı, tarihinin her yönünü yansıtır. Çünkü toplumun kültürü, inançları, ekonomisi ve siyaseti mutfağında izler bırakır. Başka toplumlarla yaptığı temas ve alışverişler de mutfak kültürünü etkiler. Türkler Orta Asya’dan batıya ilerlerken ilişki içinde oldukları halkların yemek kültürlerinden etkilendi ve onların yemek kültürlerini de etkiledi. Bu karşılıklı etkileşim Anadolu’ya yerleştikten sonra Selçuklu ve Beylikler dönemleriyle Osmanlı Devleti zamanında da devam etti. Osmanlı mutfağının olağanüstü çeşitliliğinin en önemli nedenlerden biri olan bu etkileşimin izleri Çin’den Amerika’ya, Rusya’dan Mısır’a kadar takip edilebilir.
Osmanlı mutfağının, olağanüstü zengin bir sentez olmasının ve yaratıcılığın önemli rol oynadığı bir mutfak olarak kendine özgü bir yapıya kavuşmasının birçok nedeni vardır. Bunların en önemlileri imparatorluğun çok kültürlü yapısı, çok farklı bitki türlerinin yetiştiği farklı iklimlere sahip geniş topraklarının bulunması, geniş ticaret ağı ve toplumun ileri gelenleri arasında gelişmiş damak tadına sahip, yeniliklere meraklı kişilerin bulunmasıdır. Avusturyalı Profesör Bert Fragner, Osmanlı mutfağın etkisi altındaki geniş bölgeyi “Osmanlı mutfak imparatorluğu” olarak tarif eder. Ona göre Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihe karışmasına rağmen, “Osmanlı mutfak imparatorluğu adını verebileceğimiz geniş bir bölge yaşamaya devam ediyor.” Fragner, Akdeniz mutfağını Akdeniz bölgesinin doğası ve ikliminden çok, önce Roma İmparatorluğuna sonra İspanyol ve Osmanlı devletlerine borçlu olduğumuzu söyler. Osmanlı-Türk mutfağı araştırmacısı Priscilla Mary Işın bu kitapta birbirinden ilginç konuları ele alıyor: Evliya Çelebi’nin Diliyle 17. yüzyıldan Yiyecek Manzaraları / Osmanlı’da Kadının Mutfaktaki Rolü / Mizaha Yansıyan Yemek Kültürü / Karagöz’de Yemek ve Mutfak / Osmanlı’da Meyvecilik / Kudret Helvası Gökten mi Yağıyor? / Havyar Hikâyesi / Osmanlı Mutfağında Av Etleri / Osmanlı Mutfağında Fıstık / Külünk Helvası / Şamama Kültürünün Tarihçesi / Kavatanın Peşinde / Yufka / Demir Tatlısı / Yemek Kültüründe Kalıplar. (Tanıtım Bülteninden)”
 
  • Açıklama
    • Priscilla Mary Işın
      Yayına Hazırlayan: Füsun Kiper
      285 sayfa,  39.-TL
      Kasım 2014
      İnsan ve Toplum  Dizisi 
      ISBN : 978-605-105-136-9
       
      Bir toplumun mutfağı, tarihinin her yönünü yansıtır. Çünkü toplumun kültürü, inançları, ekonomisi ve siyaseti mutfağında izler bırakır. Başka toplumlarla yaptığı temas ve alışverişler de mutfak kültürünü etkiler. Türkler Orta Asya’dan batıya ilerlerken ilişki içinde oldukları halkların yemek kültürlerinden etkilendi ve onların yemek kültürlerini de etkiledi. Bu karşılıklı etkileşim Anadolu’ya yerleştikten sonra Selçuklu ve Beylikler dönemleriyle Osmanlı Devleti zamanında da devam etti. Osmanlı mutfağının olağanüstü çeşitliliğinin en önemli nedenlerden biri olan bu etkileşimin izleri Çin’den Amerika’ya, Rusya’dan Mısır’a kadar takip edilebilir.
      Osmanlı mutfağının, olağanüstü zengin bir sentez olmasının ve yaratıcılığın önemli rol oynadığı bir mutfak olarak kendine özgü bir yapıya kavuşmasının birçok nedeni vardır. Bunların en önemlileri imparatorluğun çok kültürlü yapısı, çok farklı bitki türlerinin yetiştiği farklı iklimlere sahip geniş topraklarının bulunması, geniş ticaret ağı ve toplumun ileri gelenleri arasında gelişmiş damak tadına sahip, yeniliklere meraklı kişilerin bulunmasıdır. Avusturyalı Profesör Bert Fragner, Osmanlı mutfağın etkisi altındaki geniş bölgeyi “Osmanlı mutfak imparatorluğu” olarak tarif eder. Ona göre Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihe karışmasına rağmen, “Osmanlı mutfak imparatorluğu adını verebileceğimiz geniş bir bölge yaşamaya devam ediyor.” Fragner, Akdeniz mutfağını Akdeniz bölgesinin doğası ve ikliminden çok, önce Roma İmparatorluğuna sonra İspanyol ve Osmanlı devletlerine borçlu olduğumuzu söyler. Osmanlı-Türk mutfağı araştırmacısı Priscilla Mary Işın bu kitapta birbirinden ilginç konuları ele alıyor: Evliya Çelebi’nin Diliyle 17. yüzyıldan Yiyecek Manzaraları / Osmanlı’da Kadının Mutfaktaki Rolü / Mizaha Yansıyan Yemek Kültürü / Karagöz’de Yemek ve Mutfak / Osmanlı’da Meyvecilik / Kudret Helvası Gökten mi Yağıyor? / Havyar Hikâyesi / Osmanlı Mutfağında Av Etleri / Osmanlı Mutfağında Fıstık / Külünk Helvası / Şamama Kültürünün Tarihçesi / Kavatanın Peşinde / Yufka / Demir Tatlısı / Yemek Kültüründe Kalıplar. 
      ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
       
      Ocak 2015
      Sabah Gazetesi
       

      Unutulan lezzet kavatayı keşif zamanı
      Afrika patlıcanı olarak bilinen kavata, Osmanlı mutfağından bir mirastı. Birçok yemek yapılırdı. Ama artık adını anımsayana rastlamak bile zor. Dünya şimdi kavatayı yeniden keşfediliyor
      1950'li yıllarda Ankara'daki evimizde 'kavata' denen bir sebze, mevsiminde soframızdan eksik olmazdı. Babam bunun vitaminler ve mineraller açısından çok zengin olduğunu söyler, salatasını yaptırırdı. Dışarıdan üzeri dilimli, kıpkırmızı, iri bir domatese benzerdi ama kestiğinizde içi dolmalık biberi andırırdı. Biber gibi bölümlerin araları zarla kaplıydı ve içinde bol tohum bulunurdu. Bu zar ve çekirdekler acıydı, çıkarılırdı. Etli kısım ise biberden daha kalın ve çok lezzetliydi. Babam Ankara'dan İstanbul'a atandıktan sonra kavata bulmakta zorlandık; bir süre sonra da mutfağımızdan silinip gitti. Kavata yerini tümüyle kırmızı çarliston bibere ve dolmalık bibere bırakmıştı. Daha ileriki yıllarda yeme içme ile ilgilenmeye başladığımda zaman zaman kavatanın izini bulmaya çalıştım. Bazı kaynaklarda kavatanın aslında Amerika'nın keşfinden sonra bu kıtadan Avrupa'ya gelen ve kırmızısından önce yeşili tüketilen domates olduğu yazılıydı. Ama bizim kavatamızın tadı da, dokusu da domatese benzemiyordu. Burada bir yanlışlık vardı ama neydi? Zaten kavatayı hatırlayan da kalmamıştı; işin içinden çıkamayıp kavatanın peşini bıraktım. Son yıllarda Gülbeşeker, Osmanlı Mutfak Sözlüğügibi önemli kaynak eserlere imzasını atan Priscilla Mary Işın benim gibi çabuk pes etmeyip bilim insanına yakışır titizlikle manavlardan, sofralardan yok olan bu ürünü araştırmaya koyulmuş ve geçtiğimiz günlerde Osmanlı Mutfak İmparatorluğu başlığıyla yayınlanan son kitabında onun sırrını çözmüş. Kitapta "Kavatanın peşinde" başlığı altında yer alan araştırmada, bundan 60 yıl önce kolayca bulunabilen ama aradan bir kuşak boyu zaman geçince tümüyle unutulan kavatanın adına Osmanlı kayıtlarında ilk kez 1692-1693 yılına ait saray mutfağı muhasebe defterinde rastlandığı yazılı. Deftere göre padişah, Herem-i Hümayun, şehzadeler ve hanım sultanlar için bir yılda 34 bin 200 adet kavata satın alınmıştı. 
       
      DOMATESİN TÜRÜ MÜ? 
      Bizim evde kavata çiğ ya da haşlanarak salata olarak yendiği için onunla yapılan yemekleri hiç tatma fırsatını bulamadım. Ancak Osmanlı'da kavatadan birçok yemek pişiyordu. Hatta ilk yazılı yemek kitabı olan 1844 tarihli Melceü't Tabbahin'de bile kavatalı iki tarif de yer almaktaydı. Üstelik bu tariflerde aynı yemekte malzeme olarak hem domates, hem de kavata kullanılmıştı. Dolayısıyla bu iki ürünün birbirinden farklı olması gerektiği apaçık ortadaydı. Mary Işın'ın bir detektif titizliğiyle hangi yollardan giderek kavatanın sırrını çözdüğünü burada anlatacak değilim. Sonuçta Işın, onun Latince adının Solanum Aethiopicum olduğunu ve dünyada Afrika Patlıcanı olarak da bilindiğini ortaya çıkarmış. Bununla da kalmamış, 17. yüzyılda İstanbul'da ilk kaydına rastlanmasından sonra, dünyadaki dağılışını, Anadolu'da nerelerde üretildiğini bile bulmuş. Bugün patlıcangillerden farklı türleriyle Afrika'da en yaygın sebzelerden biri olduğunu, İtalya'da yeniden yaygınlaşması için çalışıldığını, Avustralya'da ise yeni bir tarım ürünü olarak ilgi görmeye başladığını da saptamış. Mary Işın araştırmasını şöyle bitiriyor: "Osmanlı dönemi yemek kitapları ve başka kaynaklarda yer alan kavata yemekleri olan yahni, türlü, dolma, sarma, musakka, kavatalı şiş kebabı ve turşuya, Anadolu'nun yöresel mutfaklarında yapılan kavatalı yemekler eklenirse, Türkiye'de var olan zengin kavata kültürü gün ışığına çıkar. Böylece nefis lezzeti, etkileyici görünümü, tarihten gelen zengin yemek çeşidi ve biberden farklı olarak ağustos-aralık döneminde olgunlaşmasıyla kavata Osmanlı döneminde olduğu gibi, günümüz Türkiye mutfağında yeniden hak ettiği yere kavuşabilir..." Dilerim, öyle de olur ve soyu tükenen sayısız sebze ve meyve içinden, çok eskilerde değil, benim çocukluğumda sofralarımızı zenginleştiren kavatayı bizden sonraki kuşaklar da keyifle yiyebilme olanağı.
       
       
      Fırat Yurtseven
      Gurme Rehberi
      5 Kasım 2014
       

      Osmanlı Mutfak İmparatorluğu
       
      40 yılı aşkın zamandır Türkiye’de yemek kültürü ve araştırmaları yapan İngiliz asıllı yazar ve araştırmacı Priscilla Mary Işın, yeni çalışması “Osmanlı Mutfak İmparatorluğu” ile Osmanlı yemek kültürünü kaleme almış.
      “Bir toplumun mutfağı, tarihinin her yönünü yansıtır. Çünkü toplumun kültürü, inançları, ekonomisi ve siyaseti mutfağında izler bırakır. Başka toplumlarla yaptığı temas ve alışverişler de mutfak kültürünü etkiler. Türkler Orta Asya’dan batıya ilerlerken ilişki içinde oldukları halkların yemek kültürlerinden etkilendi ve onların yemek kültürlerini de etkiledi. Bu karşılıklı etkileşim Anadolu’ya yerleştikten sonra Selçuklu ve Beylikler dönemleriyle Osmanlı Devleti zamanında da devam etti. Osmanlı mutfağının olağanüstü çeşitliliğinin en önemli nedenlerden biri olan bu etkileşimin izleri Çin’den Amerika’ya, Rusya’dan Mısır’a kadar takip edilebilir.
      Osmanlı mutfağının, olağanüstü zengin bir sentez olmasının ve yaratıcılığın önemli rol oynadığı bir mutfak olarak kendine özgü bir yapıya kavuşmasının birçok nedeni vardır. Bunların en önemlileri imparatorluğun çok kültürlü yapısı, çok farklı bitki türlerinin yetiştiği farklı iklimlere sahip geniş topraklarının bulunması, geniş ticaret ağı ve toplumun ileri gelenleri arasında gelişmiş damak tadına sahip, yeniliklere meraklı kişilerin bulunmasıdır. Avusturyalı Profesör Bert Fragner, Osmanlı mutfağın etkisi altındaki geniş bölgeyi “Osmanlı mutfak imparatorluğu” olarak tarif eder. Ona göre Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihe karışmasına rağmen, “Osmanlı mutfak imparatorluğu adını verebileceğimiz geniş bir bölge yaşamaya devam ediyor.” Fragner, Akdeniz mutfağını Akdeniz bölgesinin doğası ve ikliminden çok, önce Roma İmparatorluğuna sonra İspanyol ve Osmanlı devletlerine borçlu olduğumuzu söyler. Osmanlı-Türk mutfağı araştırmacısı Priscilla Mary Işın bu kitapta birbirinden ilginç konuları ele alıyor: Evliya Çelebi’nin Diliyle 17. yüzyıldan Yiyecek Manzaraları / Osmanlı’da Kadının Mutfaktaki Rolü / Mizaha Yansıyan Yemek Kültürü / Karagöz’de Yemek ve Mutfak / Osmanlı’da Meyvecilik / Kudret Helvası Gökten mi Yağıyor? / Havyar Hikâyesi / Osmanlı Mutfağında Av Etleri / Osmanlı Mutfağında Fıstık / Külünk Helvası / Şamama Kültürünün Tarihçesi / Kavatanın Peşinde / Yufka / Demir Tatlısı / Yemek Kültüründe Kalıplar. (Tanıtım Bülteninden)”
       
      Stok Kodu
      :
      k-135
  • Taksit Seçenekleri
    • İş Bankası
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      1
      23,40   
      23,40   
      2
      12,17   
      24,34   
      3
      8,27   
      24,80   
      6
      4,21   
      25,27   
Kapat